Bruce Schneier, modern toplumun işleyişi için güvenin temel bir unsur olduğunu vurguluyor. Günlük hayatımızda, telefonumuzun alarmından Uber sürücüsüne, uçak pilotundan yemek tedarik zincirine kadar binlerce kez farkında olmadan güven ilişkileri kurduğumuzu belirtiyor. Schneier, güveni iki ana kategoriye ayırıyor: kişisel ilişkilerde kurulan, niyetlere dayalı "kişilerarası güven" ve yabancılara karşı davranışsal beklentilere, yani güvenilirliğe ve öngörülebilirliğe dayanan "sosyal güven". Toplumun bu iki güven türü olmadan var olamayacağını ve bu mekanizmaların ne kadar iyi işlediğini genellikle fark etmediğimizi ifade ediyor.
Makale, yapay zekanın (AI) bu güven mekanizmalarını nasıl karmaşıklaştıracağını ve mevcut algı karışıklığını artıracağını ele alıyor. Schneier'e göre, AI sistemlerini birer hizmet veya araç yerine, kişilerarası güven duyduğumuz bir arkadaş gibi algılama eğiliminde olacağız. Bu temel kategori hatası, AI sistemlerini kontrol eden büyük şirketlerin, kullanıcıların bu yanlış algısından faydalanarak onları manipüle edebileceği ve potansiyel olarak güvenilmez davranışlar sergileyebileceği riskini beraberinde getiriyor.
Bu bağlamda, Schneier, hükümetlerin toplumda güven ortamı yaratma rolünün, güvenilir AI sistemleri için bir çerçeve oluşturmayı da kapsadığını savunuyor. Ona göre çözüm, doğrudan AI teknolojilerini düzenlemek değil, AI'yı geliştiren, kullanan ve kontrol eden kuruluşları düzenlemektir. Bu, yapay zeka çağında toplumsal güvenin sürdürülebilirliği için kritik bir adım olarak öne çıkıyor.
Yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, insan toplumunun temelini oluşturan güven kavramının nasıl dönüşeceğini ve bunun potansiyel risklerini ortaya koyuyor.