Avustralya federal Parlamentosu, antisemitizm, nefret ve aşırıcılıkla mücadele etmeyi amaçlayan kapsamlı yeni bir yasal paketi onayladı. "Antisemitizm, Nefret ve Aşırıcılıkla Mücadele (Ceza ve Göç Yasaları) Tasarısı 2026" adını taşıyan bu yasa, her iki mecliste de büyük çoğunlukla kabul edildi. Hükümet, bu düzenlemeyi Bondi Beach'teki terör saldırısına bir yanıt olarak çerçevelendirerek kamu güvenliğini ve ulusal birliği güçlendirme ihtiyacına vurgu yaptı. Başsavcı Michelle Rowland, bu yasaların Avustralya'nın şimdiye kadar gördüğü en sert nefret yasaları olacağını belirtti.
Yeni yasa, nefret veya algılanan tehditle bağlantılı geniş bir davranış yelpazesini cezai sorumluluk altına alıyor. Yetkililerin nefret temelli davranışlarda bulunduğunu belirlediği grupları organize etmek, desteklemek veya bu gruplarla ilişkili olmak suç teşkil edecek. Avustralya Federal Polisi (AFP) Bakanı'na, istihbarat teşkilatlarının tavsiyesiyle ve makul tatmin temelinde, herhangi bir kuruluşu "yasaklı nefret grubu" olarak belirleme yetkisi veriliyor. Bu süreçte usulü adalet gerekliliği açıkça kaldırılmış olup, bir kuruluşun suçlu bulunmamış olsa bile, davranışları yasa çıkmadan önce gerçekleşmiş olsa bile, yurt dışında yerleşik olsa bile veya kanıtlar gizli olsa bile listeye alınabileceği belirtiliyor.
Bir kuruluş yasaklı listeye alındığında, üyeliği, üye alımı, eğitimi, finansmanı veya destek sağlaması 15 yıla kadar hapis cezası gerektiren ciddi bir suç haline geliyor. Nefret içeren davranışlara yönelik cezai hükümler, hedeflenen gruptaki "makul bir kişinin" kendisini tehdit altında, taciz veya şiddet korkusu içinde hissetmesine neden olacak kamusal davranışlar etrafında şekilleniyor. Bu standart, fiilen korku veya zarar yaşandığına dair kanıt olmasa bile uygulanabiliyor ve yalnızca şiddete açık teşvik yerine, riskin öznel algılarına bağlanıyor. Bu durum, yasanın ifade özgürlüğü üzerindeki potansiyel etkileri konusunda ciddi endişeleri beraberinde getiriyor.
Avustralya'nın yeni nefret söylemi yasası, hükümete geniş yetkiler tanıyarak ifade özgürlüğü ve hukuki süreçlerin şeffaflığı konusunda önemli tartışmaları tetikliyor.