Yazar Henrik Karlsson, "Alice'i Aramak" başlıklı makalesinde, ilişkilerde aradığımız kişiyi bulma sürecini derinlemesine inceliyor. Gertrude Stein'ın "Lezbiyen değilim, sadece Alice'i seviyorum" sözünden ilham alan Karlsson, gerçek aşkı bulmanın kategorik düşünmekten ziyade, bireylere odaklanmakla mümkün olduğunu savunuyor. Yazar, eşi Johanna'yı bir "Alice" olarak tanımlayarak, onun eşsiz bir birey olduğunu ve onu bulma sürecinin geleneksel flört tavsiyelerinden çok farklı olduğunu belirtiyor.
Makale, aradığımız şeyi başlangıçta tam olarak bilmediğimiz fikrine odaklanıyor. On yedi yaşındaki ezilmelerini eğitimsiz bir neural network'ün kedi resmini tahmin etmeye çalışmasına benzeterek, deneyimlerden öğrenmenin ve neyin işe yarayıp neyin yaramadığını anlamanın önemini vurguluyor. Bazı insanların benzer hataları tekrar etmesinin nedenini, ilişkileri veya insanları kategorik terimlerle düşünmelerine bağlıyor. Stein'ın cevabının da aslında bu kategorik düşüncenin, bireylerle rezonansa girme yeteneğini engellediğini ifade ettiğini öne sürüyor.
Karlsson, bir kategoriye değil, bireylere aşık olunduğunu ve hangi tür bireyi seveceğimizi doğuştan bilmediğimizi belirtiyor. Bu nedenle, binlerce insanla konuşarak ve kimlerin bizi heyecanlandırdığını, canlı hissettirdiğini ve anlaşıldığımızı hissettirdiğini gözlemleyerek bir kalıp eşleştirme süreci izlemeyi öneriyor. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak, yirmili yaşlarının başında, entelektüel olarak aç, nazik ve fikirlerine takıntılı olmasını bir değer olarak gören insanları sevdiğini keşfettiğini anlatıyor. Bu süreç, kişinin kendi tercihlerini ve rezonanslarını keşfetmesini sağlıyor.
İlişkilerde aradığımız kişiyi bulmanın anahtarının, kategorik düşünmek yerine deneyimlerden öğrenerek ve bireylerle derinleşimli etkileşimler kurarak kendi benzersiz tercihlerimizi keşfetmek olduğu vurgulanıyor.