Yazar, ebeveynleri için Güney Kalifornya'da modern ve son teknolojiyle donatılmış yeni bir ev kiraladığında, akıllı ev sistemlerinin getireceği kolaylıkları umuyordu. Ancak, HVAC, aydınlatma ve eğlence sistemlerinden mutfak aletlerine kadar her şeyin en yeni nesil olmasına rağmen, bu "akıllı" özelliklerin günlük yaşamı ne kadar karmaşık hale getirdiğini şaşkınlıkla fark etti. Evin her köşesinde bulunan dokunmatik ekranlar ve programlanabilir düğmeler, basit işlevleri bile bir bilmeceye dönüştürüyordu.
Özellikle aydınlatma sistemleri, geleneksel anahtarların yerini alan etiketsiz, çok düğmeli panellerle tam bir hayal kırıklığı yarattı; hatta bir teknisyenden eğitim almayı gerektirdi. Gece yarısı banyoyu bulmaya çalışırken hangi düğmenin ışığı açtığını tahmin etmek, yazarın belirttiği gibi, "duruma göre değişir" kuralına tabiydi. Samsung marka televizyonun yavaş açılması ve sayısız uygulama menüsü arasında kaybolma zorunluluğu, rahatlamak yerine adeta bir "bilişsel test" haline gelmişti.
Mutfaktaki deneyim de benzer şekilde can sıkıcıydı. Miele bulaşık makinesini çalıştırmak için bir QR kodu tarayıp mobil uygulama üzerinden kayıt olmak gerektiği ortaya çıktı; bu da cihazı ilk kez kullanmak isteyenler için gereksiz bir engeldi. Fırının opak cam arkasına gizlenmiş, dokunsal geri bildirimi olmayan anlaşılmaz ikonları ve termostatların karmaşık dokunmatik ekran menüleri, basit bir sıcaklık ayarını bile zorlu bir göreve çeviriyordu. Yazar, akıllı ev teknolojilerinin vaat ettiği kolaylık ve konfor yerine, çoğu zaman gereksiz karmaşa ve hayal kırıklığı getirdiğini vurguluyor.
Modern akıllı ev teknolojilerinin, basit günlük işleri karmaşıklaştırarak kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyebileceğini ve vaat edilen konforu sunmakta yetersiz kalabileceğini gösteriyor.