ABD yönetiminin seyahat edenlerden mobil uygulamalarına, sosyal medya hesaplarına erişim ve hatta potansiyel olarak DNA örnekleri talep etme planları, küresel çapta büyük bir tartışma ve endişe kaynağı olmaya adaydır. Bu tür bir düzenleme, uluslararası seyahat standartlarını kökten değiştirebilecek nitelikte olup, özellikle bireysel gizlilik hakları ve veri güvenliği konularında ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Önerilen bu politikalar, ulusal güvenlik gerekçeleriyle açıklanmaya çalışılsa da, seyahat edenlerin dijital ayak izlerinin ve biyometrik verilerinin bu denli kapsamlı bir şekilde toplanması, kişisel özgürlüklerin ihlali olarak görülebilir.Bu yeni gereklilikler, seyahat edenlerin mobil cihazlarındaki uygulamaların içeriğinden sosyal medya paylaşımlarına kadar geniş bir yelpazede bilgiye erişim anlamına gelecektir. Özellikle DNA örneklerinin talep edilmesi ihtimali, genetik verilerin nasıl saklanacağı, kimlerle paylaşılacağı ve kötüye kullanım riskleri hakkında derin kaygılar doğurmaktadır. Bu durum, sadece ABD'ye seyahat etmeyi düşünen yabancı vatandaşları değil, aynı zamanda ABD vatandaşlarının da benzer uygulamalarla karşılaşma potansiyeli nedeniyle geniş bir kitleyi etkileyebilir. Uluslararası insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, bu tür uygulamaların yasal dayanaklarını ve etik boyutlarını sorgulayarak, potansiyel ihlallere karşı uyarılarda bulunacaktır.Politikanın yürürlüğe girmesi halinde, seyahat endüstrisi, teknoloji şirketleri ve hükümetler arasında yeni işbirliği ve uyum süreçleri gerekecektir. Ancak, bu tür bir veri toplama ve analiz mekanizmasının ne kadar etkili olacağı ve terörle mücadele gibi hedeflere ulaşmada ne ölçüde katkı sağlayacağı da tartışma konusu olacaktır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve veri koruma mekanizmalarının eksikliği, bu politikaların meşruiyetini zedeleyebilir ve uluslararası arenada ABD'nin imajına zarar verebilir.
Bu düzenleme, seyahat edenlerin gizlilik hakları ve veri güvenliği konusunda ciddi endişeler yaratmaktadır.