New York City'deki Sunset Park metro saldırısı sonrası, polisin olaya müdahalesindeki yetersizlikler tartışma konusu oldu. Olay yerinde hatların durdurulmaması, telsiz arızaları ve genel bir aciliyet eksikliği eleştirildi. Hatta şüphelinin yakalanmasının, kendisinin polise teslim olmasından kaynaklandığı iddiaları ortaya atıldı. Bu durum, polislerin kamu güvenliğini sağlama konusundaki etkinliği hakkında soruları gündeme getirdi.
Ancak, ABD hukukunda polisin bireyleri koruma gibi doğrudan bir yükümlülüğü bulunmadığına dair önemli bir yasal emsal mevcut. Bu gerçek, Joseph Lozito'nun 2011'deki bir metro saldırısında yaşadıklarıyla çarpıcı bir şekilde ortaya kondu. Lozito, bir saldırgan tarafından bıçaklanırken, olay yerindeki polis memurlarının müdahale etmek yerine saklandığını iddia etti. Lozito'nun açtığı dava, mahkeme tarafından reddedildi; zira ABD Yüksek Mahkemesi'nin 2005 tarihli bir kararı, polislerin bireyleri koruma yükümlülüğü olmadığını belirtiyordu.
Bu tür olaylar, kamuoyunun polislerden beklediği "kahraman" imajı ile yasal gerçekler arasındaki büyük farkı gözler önüne seriyor. Trajediler sonrası polise daha fazla kaynak ayrılmasına rağmen, temel sorun, yasal olarak bir koruma görevinin bulunmaması. Bu durum, vatandaşların güvenliği konusunda polisin rolünü ve sorumluluklarını yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor.
ABD hukuk sisteminde polisin bireyleri koruma yükümlülüğünün olmaması, kamu güvenliği algısı ve vatandaşların yasal hakları açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.