2000'li yılların başlarında dijital fotoğraf makineleri kullandıysanız, hayatınızın önemli bir bölümünü oluşturan anılarınızın kaybolmuş olma ihtimali oldukça yüksek. Filmden dijitale ani ve dramatik geçişin yaşandığı bu dönemde, dijital dosyalar için kolay ve güvenilir depolama çözümlerinin henüz yaygınlaşmamış olması, milyonlarca fotoğrafın kırık sabit disklerde, kapanan web sitelerinde veya kaybolan hafıza kartlarında yok olmasına neden oldu. Birçok kişi gibi yazar da, 2005-2010 yılları arasındaki kendi fotoğraf koleksiyonunun büyük ölçüde eksik olduğunu fark etti; basılı üniversite albümleri ile annelik dönemine ait bulut yedeklemeleri arasında büyük bir boşluk oluşmuştu.
Bu kayıplar, sadece bireysel bir sorun değil, tüm toplumu kapsayan bir "fotoğrafik kayıt kara deliği" oluşturuyor. İnsanlar bir cihazdan diğerine geçerken, e-posta ve sosyal medya hesapları kapanırken veya küçük hafıza kartları ve USB bellekler kaybolurken, sayısız anı da beraberinde silindi. O dönemde dijital fotoğrafçılığın hızla popülerleşmesiyle binlerce fotoğraf çekilip çevrimiçi albümlerde paylaşılsa da, bu fotoğrafların çok azı 20 yıl sonra bulunabildi.
Dijital fotoğrafçılığın 50. yıl dönümüne denk gelen bu durum, 2005-2010 yıllarının Bilgi Çağı'nın bir mikrokozmosu gibi olduğunu gösteriyor. Bu beş yıllık süreç, inovasyon, dönüşüm ve erişimin yoğun bir şekilde yaşandığı, ancak aynı zamanda dijital mirasın korunması konusunda büyük dersler içeren bir dönemdi. Günümüzde akıllı telefonlar fotoğrafları anında buluta yedekleyebilse de, dijital dosyaların kalıcılığı hala göründüğü kadar kesin değil. Ancak doğru adımlar atılarak yeni fotoğrafların aynı kaderi paylaşması engellenebilir.
Dijitalleşmenin ilk yıllarında yaşanan depolama sorunları, kişisel tarihimizin önemli bir bölümünün kaybolmasına yol açarak dijital mirasın korunması gerekliliğini ortaya koyuyor.