Ekonomi teorisi, Robert Solow'un büyüme modeli gibi temel yaklaşımlarla, yoksul ülkelerin zengin ülkelere kıyasla daha hızlı büyümesini ve zamanla "yakalama büyümesi" yoluyla ekonomik yakınlaşma (convergence) yaşamasını öngörür. Ancak, bu teorik beklenti uzun yıllar boyunca gerçek dünya verileriyle çelişmiş, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki gelir farkı çoğu zaman kapanmak yerine açılmıştır. Bu durum, ekonomistler arasında önemli bir tartışma konusu olmuştur.
2010'ların sonlarında, ekonomistler Arvind Subramanian, Justin Sandefur ve Dev Patel (kısaca SS&P), 1995 yılı civarında bu eğilimin tersine döndüğünü ve yoksul ülkelerin nihayet zengin ülkelere yetişmeye başladığını gösteren önemli bir ampirik bulgu yayınladı. 2021'de bu bulguyu resmileştiren bir makalede, bu dönemi "koşulsuz yakınlaşmanın yeni çağı" olarak ilan ettiler. Bu haber, küreselleşmenin işe yaradığına, kalkınma çabalarının başarılı olduğuna ve yoksul ülkeler için geleceğin umut vadedici olduğuna dair yaygın bir iyimserlik yarattı. Birçok kişi, bu gelişmeyi kalkınma teorisinin temelini oluşturan bir dönüm noktası olarak gördü.
Ancak, sadece birkaç yıl sonra, SS&P ekibi yanıldıklarını açıklamak üzere geri döndü. 2021'de müjdeledikleri yakınlaşma dönemi, neredeyse başladığı gibi sona ermiş durumda. Yoksul ülkeler bir kez daha zengin ülkelere göre daha yavaş büyüyor ve "gerçekler tekrar değişti" diyerek, koşulsuz yakınlaşmanın sona erdiğini belirtiyorlar. Bu dramatik geri çekilme, küresel ekonomik eşitsizliklerin geleceği, kalkınma politikalarının etkinliği ve ekonomik modellerin geçerliliği hakkındaki temel varsayımları yeniden sorgulatıyor, uluslararası kalkınma stratejileri için önemli çıkarımlar barındırıyor.
Küresel ekonomik eşitsizliklerin geleceği ve kalkınma politikalarının etkinliği hakkındaki temel varsayımlar yeniden sorgulanıyor.