Yazılım geliştirme süreçlerinin yavaş olduğu yaygın bir kanı olup, şirketler bu durumu hızlandırmak için sürekli yeni yollar arar: daha fazla geliştirici, daha iyi araçlar veya daha verimli süreçler. Hatta son zamanlarda yapay zeka, kod yazma sürecini dramatik bir şekilde kısaltma vaadiyle öne çıkıyor. Ancak makale, asıl darboğazın hiçbir zaman kod yazma hızı olmadığını, aksine problemi anlama hızı olduğunu savunuyor. Yazar, yıllardır şirketlerin hızlanma çabalarını yanlış yere odakladığını, kodlamayı optimize ederken asıl sorunun, yani neyin inşa edilmesi gerektiği konusundaki anlayış eksikliğinin çözülmeden kaldığını gözlemlediğini belirtiyor.
Birçok şirkette, yazılım geliştirmenin uzun sürmesinin programlamanın karmaşıklığından kaynaklandığına dair örtülü bir varsayım bulunur. Bu varsayım, kod ne kadar hızlı üretilirse ürünün o kadar çabuk biteceği düşüncesine dayanır. Ancak deneyimli bir geliştiriciye zamanını neye harcadığı sorulduğunda, kod yazmanın işin sadece küçük bir kısmını oluşturduğu ortaya çıkar. Zamanın büyük çoğunluğu, tam olarak neyin inşa edileceğini anlamaya, mevcut sistemin nasıl çalıştığını kavramaya, gereksinimlerin gerçekte ne anlama geldiğini netleştirmeye ve ilk başta yanlış anlaşılanları düzeltmeye harcanır. Bu durum bir verimsizlik değil, işin doğasıdır.
Yazılım geliştirmek, bir problemi anlamak ve bu anlayışı bir bilgisayarın yürütebileceği resmi bir dile çevirmek demektir. Çeviri adımı, yani kodlama, daha küçük bir parçadır; asıl büyük kısım ise anlayışın kendisidir. Bir gereksinim ile bitmiş bir özellik arasındaki uzun süre, yavaş yazmaktan değil, anlamanın, iletişimin ve iş mantığı ile kod dünyası arasındaki çevirinin zaman almasından kaynaklanır. Bu farkı göremeyenler, yanlış alana yatırım yaparak projeleri hızlandırmakta başarısız olurlar.
Yazılım projelerinde başarının anahtarının hızlı kod yazmaktan ziyade, problemleri derinlemesine anlamak ve doğru çözümleri tasarlamak olduğu vurgulanmaktadır.