Ana Sayfa

Yaşlı Tenisçiler ve Sistemlerin Çöküşü

1 dk okuma

Raphael Koster'ın makalesi, yaşlı ve deneyimli tenis oyuncularının sporun zirvesini nasıl domine ettiğini ve bunun temel nedeninin para olduğunu inceliyor. Yazar, bu durumun şaşırtıcı olmadığını belirtiyor ve belirli sistemik aksiyomlarla açıklıyor. Buna göre, ödüllerin "kazananlara" aktığı her sistemde, bu kazananlar bir sonraki sefer daha da başarılı olur. Bu durum, her zaman bir güç yasası eğrisiyle sonuçlanır; yani sistemdeki tipik bir birey ortalamanın altında kalır. Bu süreçte, zirvedeki kazananlar rekabeti artırarak sisteme giriş maliyetlerini yükseltir ve kaynakları olmayanların dışarıda kalmasına neden olur.

Zamanla, bu eğri zirvede bir kartel ve nihayetinde bir tekele doğru ilerler. Sistem bir bütün olarak büyümeyi durdurur – müşteri, oyuncu veya katılımcı sayısı azalır. Çeşitli nedenlerle yaşanan kayıplar, sistemin sonunda ölmesine yol açar. Bu prensip sadece teniste değil, oyunların PVP sistemlerinde, bağımsız oyun sektöründe, MMO abone kazanımında, Amazon ve Walmart gibi devlerin küçük işletmelere karşı durumunda ve Facebook gibi platformlarda da geçerlidir. Varlığın niteliği (para, kullanıcı, bağlantı) önemli değildir; önemli olan merkezin büyüklüğüdür.

Koster, krallarını düzenli olarak yok etmeyen sistemlerin hem kralları hem de vatandaşları yok ettiğini savunuyor. Ekosistemler için bir "tatlı nokta" olduğunu belirtiyor; belirli bir bağlantı ve eşitsizlik seviyesi, takımları, şehirleri, rekabeti ve işbirliğini teşvik eder. Ancak bu seviyenin üzerindeki bir durum, durgunluğa, merkezileşmeye ve özgürlüklerin kaybına yol açar. Aşırı ücretli ünlü tenis oyuncularının varlığı, kendilerine ve bu ünlüleri paraya çeviren tenis sistemine hizmet ederken, tenisin diğer unsurlarına fayda sağlamaz. Yazar, oyun tasarımında, iş dünyasında ve sosyal yapılarda istikrar ve kaçınılmazlık yerine "ferment" (dinamizm, değişim) yaratan sistemler kurmanın önemini vurguluyor.

İçgörü

Ödüllerin kazananlarda toplandığı sistemlerin zamanla durgunluğa, merkezileşmeye ve katılımcıların dışlanmasına yol açtığını ve bu durumun birçok alanda gözlemlenebilir olduğunu gösteriyor.

Kaynak