Yazar, Windows 11'den duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle Wine ile deneyler yapmaya başlamış. Amacı hem sevdiği Windows'a özel yazılımları Linux'ta çalıştırmak hem de Wine'ın nasıl çalıştığını keşfetmek. Bu süreçte, Windows uygulamalarının Linux altında sistem çağrılarını nasıl yönettiğine dair ilginç bir gözlem ve deney ortaya çıkmış.
Sistem çağrıları (syscalls), işletim sisteminin uygulamalar için dosya okuma/yazma, bellek ayırma gibi temel hizmetleri yerine getirdiği mekanizmalardır. Linux'ta uygulamalar genellikle doğrudan syscall komutunu kullanırken, Windows'ta uygulamaların WinAPI fonksiyonlarını çağırması beklenir. WinAPI, bu çağrıları arka planda işletim sistemi çekirdeğiyle iletişime dönüştürür. Wine'ın çalışma prensibi de tam olarak bu noktada devreye girer: Windows taşınabilir yürütülebilir (PE) dosyalarını yükler, işlem adres alanını Windows ortamı gibi gösterir ve WinAPI fonksiyonlarının kendi Linux tabanlı uygulamalarını sunar. Böylece, Windows programları Wine altında herhangi bir sanallaştırma veya emülasyon olmaksızın, Linux çekirdeği için sıradan bir süreç gibi çalışır.
Ancak, her Windows programı bu kurala uymaz. Bazı uygulamalar, genellikle performans kaygılarıyla, doğrudan Windows sistem çağrılarını kullanır. Bu durum Wine için büyük bir sorun teşkil eder; çünkü Windows kurallarına göre yapılan doğrudan sistem çağrıları, Linux çekirdeği altında çalıştırıldığında genellikle programın çökmesine neden olur. Yazar, bu sorunu aşmak için henüz %100 çalışan kolay bir çözüm olmadığını belirtiyor. Bu noktada aklına "çılgın" bir fikir geliyor: Eğer Windows sistem çağrıları Wine altında başarısız oluyorsa, bir Windows programının Linux kurallarına göre doğrudan Linux sistem çağrıları yapması neden çalışmasın? Yazar, bu fikrin pratik bir faydası olmadığını kabul etse de, teknik olarak mümkün olup olmadığını merak ediyor.
Bu makale, Wine'ın Windows uygulamalarını Linux'ta çalıştırma mekanizmalarını ve özellikle doğrudan sistem çağrılarının uyumluluk sorunlarını derinlemesine inceliyor.