Makale, "Web ne işe yarar?" sorusunu ortaya atarak başlıyor ve telefonların konuşmaya, televizyonların program izlemeye yaradığı gibi net bir amacının olmadığını belirtiyor. Buna rağmen, Web'e duyulan yoğun ilginin ve harcanan milyarlarca doların altında yatan derin bir "özlem" olduğunu savunuyor. Bu özlemin, hayatlarımızda eksik olan "insan sesinin geri dönüşü" vaadiyle açıklanabilecek ruhsal bir çekicilik taşıdığını öne sürüyor. Yazar, yedi yaşındaki bir çocuğun bile tüm dünyanın onu duyabileceği varsayımını doğal karşılamasının, Web'in kültürel nabzımızdaki yerini gösterdiğini vurguluyor.
Bu Web özlemi, her şeyin derinlemesine yönetildiği bir çağda ortaya çıkıyor. Modern toplumda, özellikle 20. yüzyıl Amerikan düşüncesinde, iş dünyasından evlere, çocuklardan doğal yaşama kadar her şeyin yönetilebileceğine dair güçlü bir inanç var. Yönetilmeyen her şeyin (yabani otlar, isyanlar, kanser) kötü olarak algılandığı bu bakış açısı, kontrolün norm olduğu ve risklerin istisna olduğu yanılsamasını yaratıyor. Bu "yönetilen dünya" inancı, güvenli ve öngörülebilir bir yaşam vaat ediyor gibi görünse de, yazar bunun bir yanılgı olduğunu belirtiyor.
Makale, işletmelerin aslında yönetilemeyeceğini iddia ediyor. Onların sadece "işletilebileceğini" ancak yöneticilerin ve hissedarların kontrolünün çok ötesinde bir dünyada var olduklarını belirtiyor. Bir rakibin fiyatları düşürmesi, büyük bir ticaret ortağının ekonomisinin sarsılması, ana tedarikçinin fabrikasının yanması veya kilit bir geliştiricinin daha iyi bir teklif alması gibi olayların, "işletmeyi yönetme" fikrinin aslında büyülü bir inanç olduğunu ortaya koyduğunu savunuyor. Bu durum, hayatlarımızın kaba "gerçekliğini" inkar etme çabası olarak görülüyor ve antik çağlardaki gibi kontrolün istisna, riskin ise norm olduğu gerçeğini hatırlatıyor.
Modern toplumun her şeyi yönetme yanılgısını ve internetin aslında derin bir insani bağlantı arayışını temsil ettiğini sorguluyor.