Stratejik istikrar, uluslararası güvenlik çalışmalarında uzun süredir kritik bir konu olup, geleneksel olarak nükleer vuruş yetenekleri üzerine kuruludur ve nükleer caydırıcılıkla doğrudan ilişkilidir. Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki nükleer silahlanma yarışı sırasında ortaya çıkan bu teori, nükleer stratejiler ve cephanelikler geliştikçe içeriği zenginleşmiştir.
Mevcut araştırmalar, askeri uzay teknolojisinin küresel stratejik istikrarı iki ana yolla etkileyebileceğini göstermektedir. Birincisi, uzay teknolojisi ulusal stratejik nükleer caydırıcılığı artıran bir unsur olarak, nükleer vuruş zincirinin farklı aşamalarını etkileyebilir. Bu, bir ülkenin kendi nükleer gücünün keşif, erken uyarı ve önleyici saldırı yeteneklerini güçlendirebilir veya rakibin sızma ve hayatta kalma yeteneklerini zayıflatabilir, böylece nükleer stratejik istikrara veya istikrarsızlığa yol açabilir. Örneğin, Soğuk Savaş sırasında keşif uydu mekanizmalarının ortaya çıkışı, ABD-Sovyet nükleer silahlanma gelişiminin şeffaflığını artırarak silahlanma yarışı istikrarını güçlendirmiştir. Ancak, uzay teknolojisi saldırıyla ilgili bilgileri sağlayarak stratejik istikrarı düşürebilir.
Uzay teknolojisinin, özellikle Starlink gibi sistemlerin askeri amaçlarla kullanılması, küresel stratejik dengeyi ve nükleer caydırıcılık mekanizmalarını temelden değiştirebilecek potansiyele sahiptir.