Stanford Üniversitesi'nde öğrenci olan Elsa Johnson'ın The Times'a yaptığı açıklamalar, Amerikan elit üniversitelerinde yaygınlaşan etik dışı bir uygulamayı gün yüzüne çıkardı. Johnson, birçok arkadaşının ve kendisinin, sınavda ek süre, devamsızlık affı ve kampüsteki en iyi konaklama gibi ayrıcalıklardan yararlanmak için engelli olduklarını iddia ettiğini belirtti. Johnson, "Gerçek şu ki, sistem suistimal edilmek için var ve çoğu öğrenci, eğer sistemi suistimal etmezseniz dezavantajlı duruma düşeceğinizi düşünüyor," diyerek bu durumu savundu. Bu durum, merhamet adı altında gençlere yozlaşmayı öğrettiği eleştirilerine yol açıyor.
Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi'ne göre, üniversite öğrencilerinin %18'i erkeklerde, %22'si kadınlarda ve %54'ü non-binary öğrencilerde engelli olduğunu bildiriyor. Bu oranlar, Brown, Harvard, Amherst ve Stanford gibi seçkin üniversitelerde daha da çarpıcı boyutlara ulaşıyor; bazı okullarda bu oran %40'a yaklaşıyor. On yıl önce absürt gelecek bu rakamlar, öğrencilerin ve velilerin engellilik statüsünün getirdiği faydaları (uzatılmış sınav süresi, esnek son tarihler, öncelikli konaklama) fark etmesiyle hızla arttı.
Makale, bu durumun Gen Z kuşağı arasında kurallara karşı değişen tutumlarla da ilişkili olduğunu vurguluyor. 2020 tarihli bir anket, gençlerin kurallara uymaktan ziyade başarılı olmak için kuralları esnetmeyi veya çiğnemeyi daha kabul edilebilir bulduğunu gösteriyor. Bu eğilim, kuralların ortak koruyucu bariyerler yerine aşılması gereken engeller olarak görüldüğü, güvenin azaldığı bir topluma işaret ediyor. Elit üniversite öğrencilerinin, dezavantajlı gruplara gösterilen ahlaki hoşgörüyü kendilerine de uygulaması, durumun ironik bir yönünü oluşturuyor.
Eğitim sistemindeki ayrıcalıkların kötüye kullanılması, toplumsal güveni ve etik değerleri aşındırarak gelecek nesillerin dürüstlük algısını tehdit ediyor.