Emma Freud'un hikayesi, bir arkadaşının çektiği filmin teşekkür hediyesi olarak aldığı sıradan görünen bir begonya fidesiyle başlıyor. Ancak bu fidenin hikayesi, onu büyük bir şaşkınlığa ve duyguya sürüklüyor. Bitkinin kökeni, oyuncu Tom Basden'ın kayınpederinden, o da Corinne Rodriguez'den, o da Sally Miles'tan, o da opera sanatçısı Kirsten Flagstad'dan ve nihayetinde 1930'larda büyük büyükbabası Sigmund Freud'dan geldiği ortaya çıkıyor. Bu durum, Emma'nın elindeki bitkinin, Sigmund Freud'un yaklaşık 100 yıl önce özenle büyüttüğü begonyanın genetik bir klonu olduğu anlamına geliyor. Bir kesimden yetişen bitki, orijinalinin mükemmel bir kopyası olduğu için, Emma, büyük büyükbabasını hiç tanımamış olsa da, onunla birlikte yaşamış ve öncü çalışmalarına tanıklık etmiş biyolojik bir mirasın parçasına sahip olmanın derinliğini hissediyor. Bitki, Freud'un evrilen fikirleriyle birlikte kök salmış, onun yaşamına oksijen katmış somut bir bağ oluşturuyor.
Makale ayrıca, Emma'nın babası Clement Freud'un büyükbabası Sigmund'un mirasına karşı duyduğu rahatsızlığı da ele alıyor. Clement, kendi adını yapmaya büyük çaba göstermiş ve psikoloji konusundan tamamen kaçınmıştır; hatta bir Amerikan talk show'unda Sigmund hakkında soru sorulmaması için sözleşmesine özel bir madde ekletmiştir. Bu durum, aile içinde Sigmund Freud'un adının bile anılmasının zor olduğu bir ortam yaratmıştır. Bu begonya, Emma için sadece bir bitki olmaktan öte, aile tarihinin, büyük büyükbabasının yaşamının ve kuşaklar arası aktarılan bir mirasın canlı bir sembolü haline gelmiştir.
Bir bitki kesiği üzerinden nesiller boyu aktarılan aile bağlarının, tarihin ve genetik mirasın şaşırtıcı bir şekilde nasıl devam edebileceğini gözler önüne seriyor.