Makale, bir RSS okuyucusunu birkaç gün sonra açtığımızda hissettiğimiz "hayalet yükümlülük" duygusunu ele alarak başlıyor; sanki birileri bizi beklemiş ama artık kimse yokmuş gibi. Yazar, bu küçük ama tekrarlayan deneyimlerin bizi şekillendirdiğine inanarak, RSS okuyucularının neden e-posta istemcilerine benzediği temel sorusunu ortaya atıyor. Son yirmi yılda kullanılan neredeyse tüm RSS okuyucularının ortak bir arayüze sahip olduğu belirtiliyor: beslemelerin klasörler halinde düzenlendiği bir kenar çubuğu, tarihe göre sıralanmış okunmamış öğeleri gösteren noktacıklı bir liste ve içeriğin görüntülendiği bir okuma bölmesi. Bu tasarımın o kadar yaygınlaştığı ki kaçınılmaz hissettirdiği vurgulanıyor.
Ancak tasarımda hiçbir şeyin kaçınılmaz olmadığı, her seçimin bir başlangıcı olduğu belirtiliyor. Yazar, bu ilk seçimi yapan kişinin NetNewsWire uygulamasının yaratıcısı Brent Simmons olduğunu öğreniyor. Simmons, 2002 yılında piyasaya sürdüğü NetNewsWire Lite 1.0 ile RSS okuyucularının e-posta uygulamalarına benzeyen ilk örneğini oluşturmuş. Simmons'ın o dönemde Usenet uygulamalarını tasarlarken Mac OS X için tek pencereli, kenar çubuğu, gönderi listesi ve detay görünümü olan bir arayüzün en mantıklı çözüm olduğuna karar verdiği açıklanıyor. Bu, ideolojik değil, pragmatik bir karardı; RSS o zamanlar bilinmediği için tanıdık bir düzen kullanarak öğrenme eğrisini minimuma indirmeyi amaçlamıştı.
Simmons'ın bu kararı işe yaradı ve NetNewsWire büyük ilgi gördü, ardından Google Reader ve binlerce benzer okuyucu onun temel tasarımını benimsedi. Ancak Simmons'ın kendisi bile, RSS okuyucularının neden hala bu eski kullanıcı arayüzü (UI) modelini takip ettiğini anlayamadığını belirtiyor. Makale, her yeni RSS okuyucusunun "haber akışı" (river of news) veya diğer farklı paradigmaları düşünebileceğini, yeni ve eğlenceli bir şeyler denemekten çekinmemesi gerektiğini vurgulayarak sona eriyor.
RSS okuyucularının tanıdık arayüzünün, 2002 yılında Brent Simmons'ın pragmatik bir tasarım kararıyla ortaya çıktığını ve bu kararın sektör standardı haline gelmesine rağmen günümüzde yenilikçi yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.