Yazar, programlama öğrenmek için büyük dil modellerine (LLM) ihtiyaç duyulmadığını savunuyor. Her ne kadar farklı insanların farklı öğrenme stratejilerine ve araçlara ihtiyaç duyduğunu kabul etse de, programlama topluluğunun bilgisini paylaşma konusunda eşsiz bir tutkuya sahip olduğunu belirtiyor. Bu sektör, bilgiyi kıskançlıkla saklamak yerine, kaynak kodu, kitapları, blog yazılarını, sunumları ve video eğitimlerini ücretsiz olarak sunarak açık bir şekilde paylaşır. Yazar, kendi bilgi birikimini de bu açık kaynak ve paylaşım kültürüne borçlu olduğunu vurguluyor.
Programlama dünyasında "kutsal" hiçbir şey olmadığını ifade eden makale, işletim sistemlerinden derleyicilere, veritabanlarından dağıtık sistemlere kadar her konuda öğrenmek isteyenler için sayısız ücretsiz kaynak (kitaplar, tam kaynak kodları, forumlar, sohbet odaları, buluşmalar, blog yazıları) bulunduğunu belirtiyor. Önemli olanın merak etmek ve bu kaynakları aktif olarak kullanmak olduğunu vurguluyor. Programcılar, bildiklerini öğretmekten heyecan duyan bir topluluktur ve yeni başlayanlara her zaman yardım etmeye isteklidirler.
Makale, Linux kernel'i gibi milyonlarca satırlık kod tabanlarını anlamanın kestirme bir yolu olmadığını, LLM'lerden özet istemenin kalıcı bilgi sağlamayacağını iddia ediyor. Gerçek öğrenmenin, merakla okumak, kodu indirmek, bir hipotez oluşturmak, denemek, öğrenmek ve hipotezi gözden geçirmek gibi adımları içeren "işi yapmak" ile mümkün olduğunu belirtiyor. Yazar, bilginin ancak emek verilerek kazanıldığında kalıcı olduğunu, örneğin integral hesaplamayı LLM'ye sormak yerine, alıştırmalar yaparak ve kendi başına çözerek öğrenmenin çok daha etkili olduğunu örnek veriyor. Bu süreç, beklenenden daha hızlı bilgi birikimi sağlar ve gerçek bir anlayış geliştirir.
Programlama öğreniminde yapay zeka araçlarının sunduğu kolaylıkların aksine, kalıcı bilginin ancak merak, pratik ve topluluk etkileşimiyle edinilebileceğini öne sürüyor.