Bu makale, programlama dillerinin "kısa, eksik ve çoğunlukla yanlış" tarihini mizahi bir dille ele alıyor. Hikaye, 1801'de Joseph Marie Jacquard'ın delikli kartlar kullanarak "hello, world" dokumasıyla başlıyor ve 1842'de Ada Lovelace'ın ilk programı yazmasına rağmen çalıştıracak bir bilgisayarının olmamasıyla devam ediyor. 1936'da Alan Turing ve Alonzo Church, tüm programlama dillerini icat etse de, Turing İngiliz İstihbaratı tarafından alıkonulurken, Church'ün lambda calculus'u C henüz icat edilmemişken bile "C benzeri" olmadığı için göz ardı ediliyor. 1940'larda mühendisler, 'sekme mi boşluk mu' tartışmasından kaçınmak için bilgisayarları doğrudan kablolama ve anahtarlar kullanarak programlıyorlardı.
1950'ler, John Backus ve IBM'in FORTRAN'ı yaratmasıyla başlıyor, makale bu dilin ciddiyetini mizahi bir dille vurguluyor. 1958'de John McCarthy ve Paul Graham, LISP'i icat etti, ancak savaş sonrası parantez rezervlerinin tükenmesi nedeniyle popüler olamadı, yine de özyineleme gibi temel algoritmik tekniklerde etkili oldu. Grace Hopper ve ekibi, 1959'da COBOL'u (Capitalization Of Boilerplate Oriented Language) geliştirdi, bu dilin büyük harf kullanımı ve karmaşıklığı alaycı bir dille eleştiriliyor. 1964'te John Kemeny ve Thomas Kurtz, bilgisayar bilimcisi olmayanlar için yapılandırılmamış bir programlama dili olan BASIC'i yarattı.
1970'ler, Guy Steele ve Gerald Sussman'ın Scheme'i ile "Lambda the Ultimate" serisine yol açtı. Niklaus Wirth'in Pascal'ı da aynı yıl ortaya çıktı ve C henüz icat edilmemişken bile "C benzeri" olmaması nedeniyle eleştirildi. Dennis Ritchie, 1972'de hem ileri hem geri ateş eden güçlü bir silah icat ettikten sonra, daha fazla ölüme neden olmak için C ve Unix'i yarattı. Aynı yıl, Alain Colmerauer, iki yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip bir dil yaratma hedefiyle Prolog'u tasarladı ve bunu "Hayır." diyen bir Prolog oturumuyla kanıtladı. Bu eğlenceli makale, programlama dillerinin gelişimini ve bu süreçteki absürtlükleri ironik bir bakış açısıyla sunuyor.
Programlama dillerinin gelişimindeki önemli dönüm noktalarını ve bu süreçteki absürtlükleri mizahi bir bakış açısıyla ele alarak sektörün kökenlerine farklı bir ışık tutuyor.