Kentlerin cazibesinin önemli bir parçası, içlerindeki perakende işletmeleridir. San Francisco'daki Hayes Valley veya Brooklyn'deki Williamsburg gibi yerler, ilgi çekici mağazaları, kafeleri ve restoranları sayesinde popüler hale gelmiştir. Kentsel ekonomist Ed Glaeser'in "tüketici şehri" olarak adlandırdığı bu olgu, şehirlerin çekiciliğini artıran tüketim yığılmalarının önemini vurgulamaktadır. Ancak, çevrimiçi alışverişin pazar payını artırması, uzaktan çalışmanın yaya trafiğini azaltması ve suç oranlarının küçük kâr marjlarını daha da daraltması nedeniyle perakende sektörü tarihindeki en zorlu dönemlerden birini yaşamaktadır. Bu durum, şehirleri şehir yapan unsurları kaybetme riskini beraberinde getirmektedir, çünkü perakendenin yarattığı değeri kendisinin yakalamasına olanak tanıyan iyi bir model bulunmamaktadır.
Bu değer yakalama sorunu, perakendecilerin yarattığı değerin büyük bir kısmını kendilerinin değil, başkalarının elde etmesiyle ortaya çıkar. Örneğin, ilginç bir mağazanın varlığı, sadece ürün satışı yoluyla değil, aynı zamanda insanlara boş zamanlarını değerlendirebilecekleri bir alan sunarak da değer yaratır. İnsanlar bu tür yerlere sırf gezmek, atmosferi deneyimlemek için gelirler. Yeni bir mağaza, kafe veya restoran açıldığında, sadece kendisi kâr etmekle kalmaz; aynı zamanda cadde üzerindeki diğer ticari mülk sahipleri ve yakınlardaki konut sahipleri de fayda görür. Bölgeye çekilen potansiyel müşteriler sayesinde ticari mülklerin değeri artar, konut sahiplerinin evleri ise "güzel bir yere yakın" olduğu için değer kazanır.
Sonuç olarak, perakendecilerin çabalarıyla yaratılan değerin önemli bir kısmı, aslında iki blok ötedeki evlerin değerine yansımaktadır. Bu "değer sızıntısı", perakendecilerin hayatta kalmasını zorlaştırırken, mülk sahiplerinin zenginleşmesine yol açar. Bu ekonomik dengesizlik, şehirlerin canlılığını ve çeşitliliğini sağlayan bağımsız ve özgün perakende işletmelerinin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Şehirlerin karakterini korumak ve geliştirmek için, perakendenin yarattığı değeri daha adil bir şekilde yakalayabileceği yeni modellerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Kentlerin çekiciliğini oluşturan perakende işletmelerinin yarattığı değerin büyük kısmını kendilerinin değil, çevredeki mülk sahiplerinin yakalaması, bu işletmelerin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.