Geleneksel istatistiksel yaklaşımda, bir "öncül" (prior) inancın veriler gözlemlenmeden önce belirlenmesi gerektiği savunulur. Bu öncül, farklı senaryoların ne kadar olası olduğuna dair başlangıçtaki varsayımlarımızı temsil eder ve ardından gözlemlenen verilere göre inançlarımız güncellenir. Örneğin, bir yazarın makalelerinin %25'inin iyi, %75'inin ise sıkıcı olduğunu varsayan bir öncül inancımız olabilir. Makaleyi okumaya başladığımızda, içeriğin kalitesine dair ilk izlenimlerimiz (olasılık) bu öncülü güncellemek için kullanılır. Bu süreç, Bayes teoremi aracılığıyla matematiksel olarak ifade edilir ve yeni veriler ışığında bir olayın gerçekleşme olasılığını yeniden hesaplamamızı sağlar. Teorik olarak, öncül inancımızı veriden sonra değiştirmek "çift sayma" olarak kabul edilir, çünkü veriden gelen bilgiler zaten olasılık hesaplamasında ikinci adımda (likelihood) yansıtılmalıdır.
Ancak makale, gerçek dünya problemlerinde bu teorik yaklaşımın her zaman pratik olmadığını öne sürüyor. Ders kitaplarındaki basit örneklerde bu kural geçerli olsa da, karmaşık senaryolarda durum nadiren sadece "iyi" veya "kötü", "doğru" veya "yanlış" gibi ikili terimlerle açıklanabilir. Gerçeklik çok daha nüanslıdır ve bu tür durumlarda, verileri gördükten sonra öncül inancı değiştirmeyi reddetmek, çoğu zaman istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu, özellikle modelin başlangıçtaki varsayımlarının gerçek dünya karmaşıklığını tam olarak yansıtmadığı durumlarda geçerlidir.
Yazar, gerçek problemlerin genellikle "doğru"nun farklı derecelerde geldiği ve başlangıçtaki basit öncüllerin yetersiz kalabileceği durumlar olduğunu vurgular. Bu nedenle, esnek bir yaklaşım benimseyerek ve yeni verilerin ışığında öncülleri ayarlayarak daha doğru ve faydalı sonuçlara ulaşılabileceğini savunur. Bu, istatistiksel modellemenin katı kurallarından ziyade, pratik uygulamalarda daha adaptif bir düşünce yapısının önemini ortaya koymaktadır.
Bayesyen istatistikte öncül inançların veriden sonra güncellenmesinin teorik olarak "çift sayma" olsa da, gerçek dünya problemlerinin karmaşıklığı göz önüne alındığında daha doğru ve adaptif sonuçlar sağlayabileceği fikrini ortaya koyuyor.