Kasım 2021'de, ABD istihbaratının Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etme planlarına dair sinyaller alması üzerine, Başkan Joe Biden CIA Direktörü William Burns'ü Vladimir Putin'i uyarmak üzere Moskova'ya gönderdi. Burns, on beş yıl önce Moskova büyükelçisiyken daha erişilebilir olan Putin'in, Covid salgını sonrası artan paranoyası nedeniyle Karadeniz kıyısındaki rezidansında izole olduğunu ve sadece telefonla görüşebildiğini öğrendi. Güvenli hat üzerinden gerçekleşen görüşmede Burns, ABD'nin Rusya'nın Ukrayna'yı işgale hazırlandığına inandığını dile getirdi. Ancak Putin, bu uyarıları dikkate almayarak, ABD savaş gemilerinin Karadeniz'de bulunduğunu ve Rusya'nın stratejik savunmasızlığını gösterdiğini iddia eden kendi tezlerini öne sürdü.
Burns, Putin ve üst düzey güvenlik yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin ardından savaş olasılığı konusunda daha da endişeli bir şekilde Moskova'dan ayrıldı. Başkan Biden'ın "Putin bunu yapacak mı?" sorusuna tereddütsüz bir "Evet" yanıtı verdi. Bu olaydan üç buçuk ay sonra, Putin ordusuna Ukrayna'ya girme emrini verdi ve bu, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa güvenlik düzeninin en dramatik ihlali oldu. Makale, Washington ve Londra'nın Kremlin'in savaş planlarına dair nasıl bu kadar detaylı ve doğru bilgiler edindiğini, ancak diğer ülkelerin istihbarat servislerinin bu uyarıları neden ciddiye almadığını ilk kez tam olarak anlatıyor.
Bu hikaye, bir yandan istihbaratın muazzam bir başarısı (işgalin doğru bir şekilde tahmin edilmesi) olarak görülürken, diğer yandan da bazı başarısızlıkları barındırıyor. CIA ve MI6, işgal senaryosunu doğru tahmin etse de, Rusya'nın hızlı bir zafer kazanacağı varsayımıyla sonucunu doğru öngöremedi. Daha da önemlisi, Avrupa istihbarat servisleri, tam ölçekli bir işgalin gerçekleşeceğine inanmayı reddederek büyük bir hata yaptı. Makale, Ukrayna, Rusya, ABD ve Avrupa'dan 100'den fazla istihbarat, askeri, diplomatik ve siyasi uzmanın görüşmelerine dayanıyor.
ABD ve İngiliz istihbarat servislerinin Rusya'nın Ukrayna'yı işgal planlarını aylar öncesinden detaylı bir şekilde bilmesi, ancak diğer Avrupa ülkelerinin bu uyarılara inanmaması, jeopolitik istihbaratın hem başarısını hem de uluslararası işbirliğindeki zorlukları gözler önüne seriyor.