Ana Sayfa

New York Yayıncılığının Ruhunu Kaybettiği Gün

1 dk okuma

New York yayıncılık endüstrisi derin bir krizin içinde. Yazar, bu krizin günümüzdeki yayınların ruhsuzluğundan, en çok satan kitapların bile vasat bulunmasından ve Pulitzer ödüllü yazarların dahi birkaç yüz kopya satmasından anlaşıldığını belirtiyor. Büyük yayınevleri, sadece 50-100 kanıtlanmış yazara bel bağlarken, diğer her şeyin sadece bir vitrin süsü veya eski katalogdan ibaret olduğunu vurguluyor. Bu durgunluk, kitap kapaklarının tekdüzeliğinde de kendini gösteriyor; yazar, her yeni kitabın benzer büyük fontlar, rastgele şekiller ve dikkat çekici renklerle tasarlanmış gibi göründüğünü, adeta bir sirk palyaçosunun makyaj setiyle yapılmış izlenimi verdiğini ifade ediyor. Bu durum, sadece kapaklarla sınırlı kalmayıp, hikayelerin de benzer formüllere dayanmasıyla okuyucularda bir aşinalık hissi yaratıyor. Yayınevleri, işe yaramaz hale gelmelerine rağmen kanıtlanmış formüllere sıkı sıkıya bağlı kalıyor.

Bu durumun kökenlerine inildiğinde, yazar belirli bir günü işaret etmekte zorlansa da, Steve Wasserman'ın 1995 sonbaharında Random House'daki patronuyla yaptığı bir öğle yemeği anısını başlangıç noktası olarak sunuyor. Wasserman'ın patronu, o dönemde on bin kopyalık ilk baskıların yayınevini zarara soktuğunu ve kırk, elli, hatta altmış bin kopyalık ilk baskıları hedefleyen kitaplar bulmaları gerektiğini açıklamış. Bu, modern ana akım yayıncılığın gerektirdiği "dev iştahı" beslemek için gerekli bir strateji olarak sunulmuş. Wasserman'ın bu mantığa karşı çıkışı, o dönemde Random House'u ayakta tutan birçok başarılı kitabın (Paul Kennedy'nin "The Rise and Fall of the Great Powers", John Berendt'in "Midnight in the Garden of Good and Evil" gibi) bu yeni "dogma"ya uymadığını göstermiş. Yazar, bu risk almama ve formüle bağlı kalma eğiliminin sadece yayıncılıkta değil, büyük film stüdyoları ve plak şirketleri gibi diğer yaratıcı endüstrilerde de benzer bir durgunluğa yol açtığını belirtiyor. Formülle yaşamanın, formülle ölmek anlamına geldiğini acı bir kişisel deneyimle öğrendiğini ekliyor.

İçgörü

Yayıncılık sektörünün risk almaktan kaçınarak ve formüllere bağlı kalarak yaratıcılığını ve özgünlüğünü nasıl kaybettiğini gözler önüne seriyor.

Kaynak