Jim Nielsen, YouTube'da gezinirken bir video açıklamasındaki bir kitap bağlantısına tıkladığında, beklenmedik bir uyarıyla karşılaştı: "YouTube'dan ayrılmak istediğinizden emin misiniz?". Bu durum, YouTube'un kullanıcıyı doğrudan gitmek istediği bağlantıdan alıkoyarak kendi arayüzüne yönlendirmesi şeklinde bir "man-in-the-middle" saldırısı olarak yorumlandı. Ancak Nielsen'ın asıl dikkatini çeken, bu uyarı ekranındaki "call to action" (CTA) düğmelerinin sıralaması ve görsel vurgusuydu. Neredeyse "YouTube'a Geri Dön" düğmesine tıklayacaktı ki bu, tam olarak yapmak istemediği bir eylemdi.
Yazar, bu deneyim üzerine düşünerek, birincil ve ikincil kullanıcı arayüzü kontrollerinin tasarım deseninin zamanla nasıl tersine döndüğünü fark etti. Klasik yazılımlarda, birincil CTA genellikle kullanıcı için en faydalı veya istenen eylemi temsil ederken, ikincil CTA bir alternatifi sunardı. Örneğin, bir belgeyi kaydederken "Kaydet" birincil, "İptal" ikincil olurdu. Ancak modern yazılımlarda bu durum değişti: birincil CTA, genellikle platformun veya şirketin çıkarlarına hizmet eden eylemi vurgularken, ikincil CTA ise kullanıcı için kabul edilebilir bir alternatifi sunuyor. YouTube örneğinde, "YouTube'a Geri Dön" düğmesinin daha belirgin olması, platformun kullanıcıyı kendi ekosisteminde tutma arzusunu yansıtıyordu.
Bu gözlem, yazılımın giderek kullanıcıya karşı tasarlandığı izlenimini pekiştiriyor. Şirketler, kullanıcıların istedikleri eylemi gerçekleştirmesini zorlaştırmak veya kendi platformlarında kalmasını sağlamak amacıyla CTA hiyerarşisini manipüle edebiliyor. Bu durum, kullanıcı deneyimi açısından önemli bir değişimi ve dijital platformların kullanıcı davranışlarını nasıl etkilemeye çalıştığını, çoğu zaman kendi ticari hedefleri doğrultusunda yönlendirdiğini gösteriyor. Bu tür tasarım yaklaşımları, kullanıcıların dijital etkileşimlerinde daha dikkatli olmaları gerektiğinin bir işareti olarak da görülebilir.
Modern yazılımların kullanıcı deneyimini kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etme eğilimini gözler önüne seriyor.