Linus Torvalds'ın 2000 yılında söylediği "Konuşmak ucuzdur. Bana kodu göster." sözü, yazılım dünyasında bir düstur haline gelmişti. O dönemde, karmaşık yazılımlar hakkında konuşmak kolay olsa da, onları gerçekten yazmak, işlevsel, güvenilir ve geleceğe hazır hale getirmek yüksek çaba, maliyet ve beceri gerektiren bir süreçti. En net planlarla bile, yeterince karmaşık bir yazılım parçasını satır satır elle yazmak zaman alıcı, sıkıcı ve öngörülemeyen birçok teknik veya dışsal sorunla doluydu. Deneme yapmanın maliyeti o kadar yüksekti ki, birçok iyi fikir asla hayata geçirilemiyordu.
Geleneksel yazılım geliştirmenin temel darboğazı, insan bilişsel kapasitesi, kişisel zaman ve kaynaklar gibi fiziksel ve biyolojik kısıtlamalardı. Geliştiricilerin zihinlerinde büyük sistemlerin haritasını tutarken, kodları satır satır elle yazmak zorunda kalmaları büyük bir yük oluşturuyordu. Birden fazla kişi çalıştığında ise, kişilerarası koordinasyon ve iletişim dinamikleri devreye giriyordu. Bu durum, sadece büyük fikirleri değil, nispeten basit olanları bile prototiplemeyi ve denemeyi son derece zorlaştırıyordu. Çoğu fikir, genellikle sonu gelmeyen bir istek listesine eklenip orada kalmaya mahkumdu.
Ancak, yirmi beş yıl sonra durum kökten değişti. Yapay zeka destekli kodlama araçları, yazılım geliştirme paradigmasını temelden dönüştürdü. Linus Torvalds'ın bile yapay zeka tarafından üretilen bir kodu kendi projesine dahil edip "Elle yapabileceğimden çok daha iyi mi? Kesinlikle." demesi, bu değişimin boyutunu gözler önüne seriyor. Artık kod yazmak ucuz ve kolay hale geldi. Yeni darboğaz, neyin inşa edileceğini net bir şekilde tanımlamak, gereksinimleri etkili bir şekilde iletmek ve bu süreç hakkında konuşmak oldu. Yazılımın gerçek değeri, artık kodun kendisinde değil, doğru problemleri çözme yeteneğinde yatıyor.
Yapay zeka destekli kodlama araçları, yazılım geliştirme sürecini temelden değiştirerek, kod yazma maliyetini düşürmüş ve odağı problem tanımı ile etkili iletişime kaydırmıştır.