“Kod bir varlık değil, bir yükümlülüktür” tezi, teknoloji patronlarının yapay zekanın 10.000 kat daha fazla kod üretmesini bir avantaj olarak görme yanılgısını ele alıyor. Yazar, bu durumun aslında 10.000 kat daha fazla yükümlülük yarattığını ve yapay zeka tarafından üretilen kodun, yüksek teknoloji toplumumuzun duvarlarına sıvadığımız bir tür asbest olduğunu iddia ediyor. Kodun yetenekleri bir varlık olsa da, kodun kendisi sürekli bakım ve yönetim gerektiren bir maliyet kalemidir. Şirketler uzun süredir kodun zamanla daha az maliyetli hale geldiğine dair yanlış bir inanç besliyor; sanki ilk hata düzeltme döneminden sonra kodun anlamlı bir bakıma ihtiyacı kalmıyormuş gibi.
Ancak bu görüş, kodun “eskimeyen” bir makine olduğu yanılgısına dayanır. Yazar, kodun aslında iyi çalışır durumda kalması için giderek daha fazla çaba gerektiren ve sonunda “yıpranan” (yani baştan sona yeniden düzenlenmesi gereken) kırılgan bir makine olduğunu savunuyor. Bu durum, Paul Mason'ın kodun emek girdisi gerektirmeyen, sonsuzca çoğaltılabilir bir makine olduğu tezini çürütüyor.
Kodun neden bir yükümlülük olduğunu anlamak için “kod yazma” ile “yazılım mühendisliği” arasındaki farkı kavramak önemlidir. “Kod yazma” karmaşık görevleri bilgisayarın güvenilir bir şekilde gerçekleştirebileceği hassas adımlara bölmek ve performansı optimize etmekle ilgilenirken, “yazılım mühendisliği” kodun parçası olduğu sistemin uzun vadeli operasyonlarına odaklanan daha geniş bir disiplindir. Bu, sistemin aldığı veriyi üreten yukarı akış süreçlerini, işlenmiş bilgiyi yaydığı aşağı akış süreçlerini ve aynı veri akışlarını kullanan bitişik sistemleri kapsar. Yazılım mühendisliği, kodun sadece çalışmasını değil, aynı zamanda uzun vadede sürdürülebilir, güvenilir ve yönetilebilir olmasını sağlamayı amaçlar.
Bu bakış açısı, yazılım geliştirme süreçlerine ve yapay zeka tarafından üretilen kodun yönetimine dair geleneksel anlayışları sorgulayarak sektörde önemli bir paradigma değişimi gerekliliğini vurguluyor.