2026'da Minneapolis'te yaşanan bir olay, kolluk kuvvetlerini görüntülemenin önemini bir kez daha gösterdi. George Floyd cinayetinden bu yana, tanık videoları kamuoyu nezdinde hesap verebilirliği artırsa da, akıllı telefonlar gibi kamera sistemleri artık daha geniş bir gözetim ekosistemiyle iç içe geçmiş durumda. Araştırmacılar, devleti sorumlu tutmaya yarayan teknolojilerin, sıradan insanları da devlet için daha görünür hale getirdiğini belirtiyor.
Kolluk kuvvetlerini kamuya açık alanda görev yaparken kaydetmek, ABD'nin birçok yerinde Birinci Değişiklik kapsamında korunan bir hak olsa da, bu hak yargı bölgeleri arasında farklılık gösterebilir ve pratikte zorluklarla karşılaşabilir. Özellikle polis memurları müdahale edildiğini iddia ettiğinde veya belirli mesafelerin korunmasını gerektiren eyalet yasaları olduğunda bu hak zayıflayabilir. Renee Nicole Good'un öldürülmesinin ardından yaşananlar, göçmenlik uygulamalarını ve protestoları belgeleyen kişilerin fiziksel olarak hedef alınabileceğini gösterdi. Gazetecilerin protestoları görüntülerken hedef alındığı vakalar da mevcut.
Fiziksel risklerin ötesinde, dijital maruz kalma riski de önemli bir güvenlik katmanı oluşturuyor. Kayıt yapma hakkı, kaydın başkaları tarafından kullanılabilecek verilere dönüşmesini engellemez. Akıllı telefonlar, en az üç tür dijital maruz kalma riski yaratır: yüz tanıma teknolojisi aracılığıyla kimlik tespiti riski, konum verileri ve ağ bağlantıları üzerinden izlenme riski. Bu veriler aranabilir, ilişkilendirilebilir, satın alınabilir ve yeniden kullanılabilir.
Kolluk kuvvetlerini belgelemek, hesap verebilirliği artırırken bireyleri hem fiziksel hem de dijital olarak gözetim riskine maruz bırakıyor.