Makale, hayattaki çoğu etkileşimin tek seferlik olaylar olmadığını, aksine sürekli tekrarlayan bir oyunun parçası olduğunu vurguluyor. İnsanlar genellikle anlık bir tartışmayı kazanmaya veya o anki değerlerini kanıtlamaya odaklanırken, bu yaklaşımlarının uzun vadeli etkilerini gözden kaçırırlar. Oysa her etkileşim, çevremizdeki insanları bilinçaltında eğiten bir mekanizma görevi görür. Bu etkileşimler, başkalarının bize karşı hislerini, bize hangi sorunları getirmeye eğilimli olduklarını ve bizi başkalarına tavsiye edip etmeyeceklerini şekillendirir. Daha da önemlisi, insanları bize hangi tür sorunları getirmeleri gerektiği konusunda koşullandırırız.
Her sohbeti bir koşullandırma olayı olarak görmek, bu dinamikleri anlamamıza yardımcı olur. İnsanlara bizimle çalışmaktan nasıl hissetmeleri gerektiğini, ne tür geri bildirimler verdiğimizi ve hangi zorlukların bizim ilgi alanımıza girdiğini sürekli olarak öğretiriz. Örneğin, biri bir soruyla gelip kendini küçük hissederek ayrılırsa, bir daha soru sormayı bırakacaktır. Zor bir sorunla geldiklerinde merakla karşılarsak, bu tür sorunlarla daha sık karşılaşırız. İnsanlar için her şeyi sürekli çözersek, kendi muhakemelerini bize devretmeye başlarlar; sürekli eleştirirsek, işlerini bizden saklamaya başlarlar.
Esasen, biz birer Pavlov gibiyizdir; her etkileşim bir zil çalar. Tek soru, hangi davranışı pekiştirdiğimizdir. Bu, her şeyin yumuşak veya kolay olması gerektiği anlamına gelmez. İyi verilen, zorlu geri bildirimler bile inanılmaz derecede motive edici olabilir. Ancak tonumuz, zamanlamamız ve tutarlılığımız, itibarımızı ve zamanla ilerleme yeteneğimizi tanımlayan geri bildirim döngüsünü oluşturur.
İnsanlarla kurduğumuz her etkileşim, onların bize karşı tutumunu ve davranışlarını şekillendiren bir koşullandırma sürecidir.