Havana Sendromu, 2016 yılından itibaren ABD ve Kanada hükümet yetkilileri ile ailelerinin yaklaşık bir düzine yurt dışı lokasyonunda bildirdiği, tartışmalı bir tıbbi durumdur. "Anormal Sağlık Vakaları" (AHI) olarak da bilinen bu sendrom, algılanan yerel yüksek bir sesle ilişkilendirilen semptomlarla ortaya çıkmıştır. Bu semptomlar arasında bilişsel sorunlar, denge kaybı, baş dönmesi, uykusuzluk ve baş ağrıları bulunmakta olup, aylarca sürebilmektedir. Tıp camiası tarafından resmi olarak tanınan bir hastalık olmamasına rağmen, etkilenen bireylerin yaşadığı zorluklar önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir.
ABD Dışişleri Bakanlığı, FBI, CIA, Ulusal Bilimler, Mühendislik ve Tıp Akademileri (NASEM) gibi birçok devlet ve sivil toplum kuruluşu, bu vakaları araştırmak üzere kapsamlı çalışmalar yürütmüştür. Araştırmalar sonucunda yönlendirilmiş enerji silahları, psikolojik ve sosyal nedenler veya toksik kimyasallar gibi çeşitli teoriler ortaya atılmış olsa da, vakaların kesin nedeni henüz belirlenememiştir ve bu konuda bir fikir birliği sağlanamamıştır. Etkilenen kişiler genellikle çığlık, cıvıltı, tıklama gibi seslerle birlikte akut nörolojik semptomlar bildirmişlerdir; bulanık görme, ışığa duyarlılık, kulak ağrısı, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler de yaygındır.
ABD hükümeti, AHI semptomları bildiren kişilere tıbbi ve finansal destek sağlayan çeşitli programlar oluşturmuştur. Ancak bazı hastalar ek destek için kampanyalar yürütmeye devam etmektedir. Sendromun Uluslararası Hastalık Sınıflandırması tanı kılavuzunda yer almaması, durumun karmaşıklığını ve belirsizliğini artırmaktadır. Havana Sendromu, uluslararası ilişkiler, tıp ve güvenlik alanlarında hala çözülememiş önemli bir gizem olarak varlığını sürdürmektedir.
Uluslararası düzeyde diplomatları ve devlet görevlilerini etkileyen, nedeni belirsiz bu sağlık vakaları, hem tıp hem de güvenlik alanlarında ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.