Yeni bir ABD araştırması, hava kirliliğinin, özellikle de ince partikül madde PM2.5'in, Alzheimer hastalığı riskini doğrudan artırabileceğini ortaya koydu. Altı yıl boyunca yaklaşık 28 milyon yaşlı yetişkinin takip edildiği bu geniş çaplı çalışma, yüksek seviyelerde PM2.5'e maruz kalan bireylerin Alzheimer geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Fosil yakıtların yakılması, orman yangınları ve endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan PM2.5 parçacıkları, 2.5 mikrometreden küçük olmaları nedeniyle akciğerlere derinlemesine nüfuz edebilir ve kan dolaşımına karışabilir. Araştırmacılar, yüksek tansiyon, felç ve depresyon gibi hava kirliliği ve Alzheimer ile ilişkili diğer faktörleri hesaba kattıktan sonra bile bu bağlantının devam ettiğini belirtti.
Çalışma, Alzheimer teşhislerini doğrulamak için Medicare sigorta taleplerini ve kirlilik seviyeleri için posta kodu verilerini kullandı. Ancak posta kodu verilerinin sınırlılıkları da mevcut; bireysel evlerin kirlilik kaynaklarına yakınlığını veya iç mekan kirliliğini tam olarak yansıtmıyor. Yoksulluk gibi diğer risk faktörleri ise Medicaid uygunluğu üzerinden değerlendirildi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen PM2.5 limitinin ortalama iki katı kirlilik seviyelerine sahip bölgelerde yapılan bu çalışma, bulguların ciddiyetini artırıyor. Biyolojik olarak, ince partiküllerin beyinde iltihaplanmayı ve oksidatif stresi artırarak beyin hücrelerinin işlev bozukluğuna yol açabileceği düşünülüyor.
Bu çalışma, hava kirliliği ile demans arasındaki bağlantıyı bulan ilk çalışma değil. Amerika, Avrupa ve Asya'daki 20 farklı çalışmanın birleştirilmiş verileri de benzer bir örüntü ortaya koymuştu: Havadaki PM2.5 partikül miktarı arttıkça demans riski de yükseliyor. Her metreküp hava başına ek on mikrogram PM2.5 için demans riskinin yaklaşık %40 arttığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular, hava kalitesini iyileştirmenin halk sağlığı, özellikle de yaşlı nüfusun bilişsel sağlığı için kritik önem taşıdığını vurgulamaktadır.
Hava kirliliğinin sadece solunum ve kalp hastalıklarına değil, aynı zamanda Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara da doğrudan katkıda bulunabileceği, halk sağlığı politikaları için önemli çıkarımlar sunuyor.