Donald Trump'ın ikinci başkanlığı döneminde Amerika Birleşik Devletleri'nin, Danimarka Krallığı'na bağlı ve vatandaşları aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Grönland'ı ilhak etme çabaları uluslararası bir krize yol açtı. Bu durum, ABD ile Danimarka, AB ve bazı NATO üyeleri arasında ciddi bir gerilim yarattı. Trump'ın ilk başkanlığı sırasında Grönland'ı satın alma girişiminin Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen tarafından "saçma bir tartışma" olarak reddedilmesinin ardından gelen bu süreç, 2025 ve 2026 yıllarında tırmanarak akademisyenler ve yorumcular tarafından bir tür hibrit savaş olarak nitelendirildi ve 2026'da ABD-AB ticaret savaşına dönüştü.
2024'teki yeniden seçilmesinden bu yana Trump, Grönland'ı işgal etme tehditlerinde bulundu ve ada hakkında asılsız iddialar yaydı. Danimarka Savunma İstihbarat Servisi'nin 2025 tarihli tehdit değerlendirmesinde, tarihinde ilk kez ABD, Rusya ve Çin'in yanı sıra ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak gösterildi. Danimarka istihbaratı, Grönland'ın Trump ile bağlantılı yabancı aktörler tarafından "çeşitli etki kampanyalarının" hedefi olduğu konusunda uyardı. Ağustos 2025'te, Danimarka Güvenlik ve İstihbarat Servisi (PET), Trump ile bağlantılı en az üç Amerikalı erkeği, Grönland'a sızma ve Danimarka ile ilişkilerinde anlaşmazlık yaratma girişimleri nedeniyle izlemeye aldı.
Danimarkalı politikacılar, ABD konsolosluğunun Danimarka egemenliğini zayıflatmadaki rolü nedeniyle Grönland'da kapatılması çağrısında bulundu. Grönland'daki en yüksek rütbeli ABD subayı olan Pituffik Uzay Üssü komutanı Susannah Meyers, Trump'ın tehditlerinin üssü yansıtmadığını belirtince görevden alındı. Trump, uluslararası hukuka ihtiyacı olmadığını ve Grönland'ı "zor yoldan" alacağını iddia etti. Beyaz Saray, Grönland üzerindeki taleplerini aşırı sağcı, neo-Nazi ve beyaz üstünlükçü söylemlerle destekledi.
ABD'nin Grönland'ı ilhak etme girişimleri, uluslararası hukuku hiçe sayarak NATO müttefikleri arasında ciddi bir krize ve jeopolitik gerilime yol açmaktadır.