Google'ın, bir öğrenci gazetecinin kişisel ve finansal bilgilerini ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimine, yargıç onayı olmayan bir idari celpname (administrative subpoena) ile teslim ettiği ortaya çıktı. The Intercept tarafından yayınlanan rapora göre, İngiliz öğrenci ve gazeteci Amandla Thomas-Johnson'ın, 2024 yılında Cornell Üniversitesi'nde öğrenim görürken Filistin yanlısı bir protestoya kısa süreliğine katılması sonrası bu durum yaşandı. Google, Thomas-Johnson'ın kullanıcı adları, fiziksel adresleri, Google hesabıyla ilişkili hizmetlerin detaylı listesi, IP adresleri, telefon numaraları, abone numaraları ve kimlikleri ile kredi kartı ve banka hesap numaraları dahil olmak üzere geniş bir kişisel veri yığınını ICE ile paylaştı.
Söz konusu celpnamede, ICE'nin Thomas-Johnson'ın kişisel verilerini neden talep ettiğine dair belirli bir gerekçe bulunmuyordu. Ancak öğrenci, veri talebinin Cornell'in kendisine ABD hükümetinin öğrenci vizesini iptal ettiğini bildirmesinden sadece iki saat sonra geldiğini belirtmişti. Bu olay, ABD hükümetinin, Trump yönetimini eleştiren bireylerin özel verilerini talep etmek için tartışmalı idari celpnameleri kullanmasının son örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Bu tür yasal talepler, yargıç müdahalesi olmaksızın doğrudan federal kurumlar tarafından çıkarılıyor.
İdari celpnameler, şirketleri bir kişinin e-posta hesaplarının içeriği, çevrimiçi aramaları veya konum verileri gibi bilgilere erişmeye zorlayamasa da, meta veriler ve e-posta adresleri gibi kimlik belirleyici bilgileri talep ederek çevrimiçi bir hesabın sahibini de-anonimleştirmeye çalışabiliyor. Mahkeme kararlarının aksine, teknoloji şirketlerinin idari celpname aldıktan sonra bir kişinin verilerini sağlamak gibi yasal bir zorunluluğu bulunmuyor. Bu durum, teknoloji şirketlerinin kullanıcı gizliliğini koruma konusundaki sorumluluklarını ve hükümetin veri talepleri karşısındaki duruşlarını bir kez daha tartışmaya açıyor.
Bu olay, hükümetin yargı denetimi olmaksızın kişisel verilere erişim taleplerinin bireysel gizlilik ve ifade özgürlüğü üzerindeki potansiyel tehditlerini ortaya koyuyor.