Ana Sayfa

Frankenstein'ın Bilimsel Kökenleri: Yaşam ve Ölüm Arasındaki Belirsizlik

1 dk okuma

Mary Shelley'nin Frankenstein romanının yayınlandığı dönemde, eserin "dönemin gözde projeleri ve tutkularıyla bağlantılı olması" nedeniyle gerçekçi bir hava taşıdığı düşünülüyordu. Bu projelerin başında yaşam ve ölüm hallerine dair bilimsel araştırmalar geliyordu. O dönemde bu iki kategori arasındaki sınırlar oldukça belirsizdi. Hatta Frankenstein'ın "Yaşam ve ölüm bana ideal sınırlar gibi görünüyordu" ifadesi, bu yaygın inancı yansıtıyordu. Birçok kişi, yaşam ve ölüm arasındaki sınırın hayali olduğunu ve aşılabileceğini düşünüyordu. Bu belirsizlik, Mary Shelley'nin eserine derin bir gerçeklik katmanı eklemişti.

Yaşam ve ölüm hallerini ayırt etmedeki potansiyel yetersizlikten endişe duyan William Hawes ve Thomas Cogan adlı iki doktor, 1774 yılında Londra'da Royal Humane Society'yi kurdu. Başlangıçta "Görünüşte Boğulmuş Kişileri Kurtarma Derneği" olarak adlandırılan bu kuruluş, insanlara başkalarını hayata döndürme konusunda bilgi yayınlamayı ve hayat kurtarma girişimleri için ödeme yapmayı amaçlıyordu. Derneğin yöntemleriyle "ölümden diriltilen" kişilerin yıllık geçit törenleri düzenlenmesi, halkın bir kişinin gerçekten ölü olup olmadığından emin olmanın imkansız olduğu yönündeki endişelerini artırdı ve diri diri gömülme korkularını körükledi. Mary Shelley'nin annesi Mary Wollstonecraft'ın da intihar girişiminin ardından bu dernek tarafından kurtarılmış olabileceği düşünülüyor, bu da konunun Shelley ailesi için kişisel bir boyut taşıdığını gösteriyor.

Halkın bu endişelerinin bilimsel bir temeli de vardı. Fransız Encyclopédie, "eksik" ve "mutlak" olmak üzere iki tür ölümü birbirinden ayırıyordu ve hatta "ölümün tedavi edilebileceğini" iddia ediyordu. Londra'da, Guy's hastanesinde bir doktor olan James Curry, "mutlak" ölümü "görünüşteki" ölümden nasıl ayırt edileceğine dair bir kitap yazdı. Curry, vücudun çürümesinin bir kişinin gerçekten öldüğünden emin olmanın tek yolu olduğunu savunuyordu. Bayılma, koma ve uyku gibi "askıda animasyon" olarak adlandırılan durumlar da o dönemde büyük ilgi görüyordu. Bu bilimsel tartışmalar, Frankenstein'ın yaratılış sürecindeki bilimsel altyapıyı ve dönemin zihin yapısını şekillendiren önemli unsurlardı.

İçgörü

Mary Shelley'nin Frankenstein romanının, dönemin bilimsel tartışmaları ve yaşam ile ölüm arasındaki belirsizlikler üzerine kurulu gerçekçi bir arka plana sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Kaynak