Domain Name System (DNS) gecikmesi, iyi bir çevrimiçi deneyim için kritik bir bileşendir. DNS, başlangıcından itibaren yoğun bir şekilde önbelleklenebilir bir protokol olarak tasarlanmıştır. Her bir kaydın bir "yaşam süresi" (Time-To-Live - TTL) bulunur ve çözümleyiciler, gereksiz trafiği önlemek için bu kayıtları bellekte tutmak amacıyla bu bilgiyi kullanır. Ancak yapılan bir araştırma, günümüzdeki DNS kayıtlarının çoğunun "aşırı düşük" TTL değerlerine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Çalışma, gelen sorguların orijinal TTL dağılımını inceleyerek, TTL'lerin büyük ölçüde düşük aralıkta olduğunu göstermektedir.
Veriler, internetin yarısının 1 dakika veya daha kısa, dörtte üçünün ise 5 dakika veya daha kısa TTL değerleri kullandığını ortaya koymuştur. Bu durum, DNS önbelleklemesini neredeyse işe yaramaz hale getirmektedir. Üstelik, istemci çözümleyiciler (örneğin yönlendiriciler veya yerel önbellekler) yukarı akış çözümleyicilerinden alınan TTL'leri her saniye azaltır. Bu da, bir istemcinin önbelleğe alınmış bir girdiyi yeni bir sorgu yapmadan önce kullanabileceği gerçek sürenin, orijinal TTL'nin ortalama olarak yarısı kadar olduğu anlamına gelir. Ne yazık ki, en popüler sorgular bile bu düşük TTL'lerden etkilenmekte ve önbellekleme potansiyellerini kaybetmektedir.
Bu düşük TTL değerlerinin yaygınlaşmasının birkaç nedeni bulunmaktadır. Bunlar arasında, varsayılan ayarlarla bırakılan eski yük dengeleyiciler, DNS tabanlı yük dengelemenin TTL'lere bağlı olduğu yönündeki yanlış inanış (ki aslında bağlı değildir) ve yöneticilerin değişikliklerinin anında uygulanmasını istemesi (daha az planlama gerektirdiği düşüncesiyle) yer almaktadır. Sonuç olarak, DNS önbelleklemesi, kimsenin ziyaret etmediği içerikler dışında neredeyse kullanışsız hale gelmiş ve artan gecikme daha belirgin hale gelmiştir.
Düşük DNS TTL değerleri, DNS önbellekleme verimliliğini ciddi şekilde düşürerek internet genelinde gecikmeyi artırıyor ve çevrimiçi deneyimi olumsuz etkiliyor.