Küresel enerji talebinin neredeyse yarısı ısıtma için kullanılırken, bunun üçte ikisi fosil yakıtlarla karşılanmaktadır. Güneş enerjisi önemli bir alternatif olsa da, elektrik depolamada (lityum-iyon pillerle) başarılı olsak da ısı depolamada aynı başarıyı gösteremiyoruz. Isıyı günler, haftalar veya aylarca depolamak için, enerjiyi bir molekülün bağlarında hapsetmek ve daha sonra istendiğinde ısı olarak serbest bırakmak gerekmektedir. Bu kimyasal yaklaşım, moleküler güneş termal (MOST) enerji depolama olarak adlandırılır. Onlarca yıldır "bir sonraki büyük şey" olarak görülse de, pratikte hiçbir zaman tam anlamıyla yaygınlaşamamıştır.
Geçmişte, MOST enerji depolama çözümleri düşük performans, hızlı bozulma veya toksik çözücüler gerektirmesi gibi sorunlarla boğuşuyordu. Kaliforniya Üniversitesi, Santa Barbara ve UCLA'dan bir araştırma ekibi, Science dergisinde yayımladıkları son makalede, bu sorunları aşabilecek çığır açıcı bir gelişmeyi duyurdu. Ekip, bu zorlukların üstesinden gelmek için güneş yanığının neden olduğu genetik hasardan ilham aldı. Fikir, ultraviyole (UV) ışığın DNA'ya zarar vermesine benzer bir reaksiyon kullanarak enerji depolamaktı.
UV ışığına maruz kaldığında DNA'daki bitişik timin bazları birbirine bağlanarak (6-4) lezyonu adı verilen bir yapı oluşturur. Daha fazla UV ışığına maruz kaldığında ise bu lezyon, "Dewar" izomeri adı verilen daha karmaşık bir şekle dönüşür. Biyolojide bu durum, DNA'nın çift sarmal yapısında bozulmalara yol açarak kopyalanmasını engeller ve mutasyonlara veya kansere neden olabilir. Evrim, bu etkiyi dengelemek için fotoliyaz adı verilen özel bir enzimi geliştirmiştir; bu enzim, (6-4) lezyonlarını bulup onları güvenli ve kararlı formlarına geri döndürür. Araştırmacılar, bu biyolojik mekanizmadan esinlenerek, enerjiyi verimli bir şekilde depolayıp serbest bırakabilecek yeni bir moleküler sistem geliştirdiler. Bu yeni yaklaşım, MOST enerji depolamanın nihayet etkili bir çözüm haline gelmesinin önünü açabilir.
Bu gelişme, güneş enerjisinin ısı olarak uzun süreli ve verimli bir şekilde depolanmasını sağlayarak küresel enerji ihtiyacını karşılamada fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltma potansiyeli taşıyor.