Denis Diderot'nun 1751'de başladığı ve Fransız hükümetinin iki kez yasakladığı, Katolik Kilisesi'nin kınadığı Encyclopédie projesi, bilgi üretmenin ve dağıtmanın ne kadar zorlu ve tehlikeli bir iş olabileceğini gösteriyor. Diderot, insan bilgisinin herkesin erişebileceği, keşfe ve çapraz referanslamaya olanak tanıyan bir altyapısını kurmayı amaçlamıştı. Onun bu vizyonu, bilginin doğru yapılandırılmasının insanların düşünme biçimlerini değiştirebileceği inancına dayanıyordu ve haklıydı.
Günümüzde, tarihteki en fazla bilgiye sahip olmamıza rağmen, Wikipedia gibi istisnalar dışında, kolektif bilgimizin büyük bir kısmı, insanları yabancılara karşı öfkelendirmeye ve özel kârlılığa odaklanmış formatlarda düzenlenmiş durumda. Yazar, bu durumun "korkunç derecede yanlış" gittiğini belirtiyor ve çözümün, büyük ölçüde terk edilmiş bir teknolojiye, yani bloglara geri dönmekte yattığını öne sürüyor. Sosyal medyanın interneti ele geçirmesinden önce bloglar, kişisel ama kamusal, kalıcı ama güncellenebilir, uzun ama gayri resmi bir niş oluşturuyordu.
2000'lerin ortalarındaki blogosfer, kendi sorunları olsa da, gerçek entelektüel topluluklar yaratmıştı. İnsanlar birbirlerinin yazılarına uzun yanıtlar yazar, bu yanıtlar daha fazla tartışma doğurur ve bir argümanın izi birden fazla sitede ve haftalarca süren tartışmalarda takip edilebilirdi. Bu format, hızlı etkileşim için tasarlanmış platformlarda mümkün olmayan bir şekilde, dikkatli düşünmeyi ödüllendiriyordu. Sosyal medya, yayınlama sürtünmesini ortadan kaldırarak, dikkatli düşünme üzerindeki seçilim baskısını da kaldırdı ve bu da entelektüel derinliğin azalmasına yol açtı.
Dijital çağda bilginin nasıl organize edildiği ve tüketildiği üzerine eleştirel bir bakış sunarak, blogların entelektüel derinliği ve toplulukları yeniden canlandırma potansiyelini vurguluyor.