Çin, gezegenin en büyük ve en hızlı yenilenebilir enerji devrimine imza atıyor. Ülke, her yıl 1 terawatt güneş paneli üretebilecek kapasiteye ulaşmış durumda. Bu, 2024'te dünya genelindeki toplam kurulu elektrik kapasitesinin onda birine denk geliyor. Çin'in batı çöllerinde ve Tibet yaylalarında devasa güneş ve rüzgar enerjisi santralleri kurulurken, doğudaki nüfus yoğun bölgelerde ise çatılar güneş panelleriyle kaplanıyor. Bu devasa üretim, Çin yapımı fotovoltaik panellerin Avrupa'da çit malzemelerinden bile daha ucuza gelmesine neden oldu ve küresel elektrik üretim maliyetini kilowatt saat başına 4 sente kadar düşürerek belki de tarihin en ucuz enerji formunu yarattı.
Ancak bu devrim, dışarıdan görüldüğü gibi düzenli ve devlet destekli bir süreçten ziyade, kontrolsüz bir rekabet treni gibi ilerliyor. Bu durum, kömür madenciliği topluluklarının yok olmasına, piyasalarda fiyat savaşlarına ve enerji sisteminin merkezine oturan elektrik şebekelerinin istikrarsızlaşmasına yol açıyor. Bu kaotik büyüme, "Çin" gibi tek bir otoritenin bile tam olarak yönetemediği veya sonuçlarını öngöremediği bir tablo çiziyor. Örneğin, ABD 2024'te 50 gigawatt yeni güneş enerjisi kapasitesi eklerken, Çin sadece 2025'in ilk üç ayında 60 gigawatt ek kapasiteye ulaştı.
Çin'in bu yenilenebilir enerji atılımı, enerji yoksulluğu ve fosil yakıt bağımlılığı gibi uzun süredir çözülemeyen sorunları ortadan kaldırma potansiyeli taşıyor. Küresel enerji piyasalarını derinden etkileyen bu süreç, bir yandan büyük zorluklar ve belirsizlikler yaratırken, diğer yandan dünyanın enerji geleceği için umut verici bir tablo sunuyor. Bu durum, yenilenebilir enerjiye geçişin sadece teknolojik bir başarı değil, aynı zamanda derin sosyal ve ekonomik dönüşümleri de beraberinde getiren karmaşık bir süreç olduğunu gösteriyor.
Çin'in yenilenebilir enerji sektöründeki devasa ve kaotik büyümesi, küresel enerji maliyetlerini düşürerek enerji yoksulluğu ve fosil yakıt bağımlılığı sorunlarına çözüm sunma potansiyeli taşıyor.