1979 yılının sonlarında tanıtılan Atari 400 ve 800 modelleri, o dönemin kişisel bilgisayar pazarında önemli bir dönüm noktası olmuştur. TRS-80, Commodore PET ve Apple II gibi rakiplerine kıyasla, Atari bilgisayarları birçok açıdan çok daha ileriydi. Rakiplerin kendine özgü avantajları vardı; örneğin Commodore PET hepsi bir arada tasarımıyla kolay kurulum sunarken, TRS-80 uygun fiyatı ve yaygın erişilebilirliğiyle öne çıkıyordu. Apple II ise genişleme yuvaları sayesinde kolayca yükseltilebiliyordu. Ancak Atari, sunduğu yeniliklerle bu avantajları geride bırakmayı başardı.
Atari'nin en dikkat çekici yeniliklerinden biri grafik yetenekleriydi. Başlangıçta 128 renk (16 renk ve 8 parlaklık seviyesi) sunan Atari, daha sonra GTIA çipi ile 256 renge (16 parlaklık seviyesi) ulaştı. Rakip bilgisayarların bazılarında hiç renk yokken, Apple II sadece 16 renk sunuyordu. Ayrıca Atari, 320x200'e kadar çeşitli grafik çözünürlükleri ve oyunlarda pürüzsüz, hareketli nesneler sağlayan "player/missile graphics" (sprite) desteğiyle öne çıktı. Bu özellikler, diğer bilgisayarlarda bulunmuyordu.
Çevre birimleri konusunda da Atari, tak-çalıştır özellikli ve papatya dizimi (daisy-chain) ile birden fazla cihazı bağlamaya olanak tanıyan tek bir SIO (Serial IO) portu kullanıyordu. Bu port, bilgisayar açıkken bile cihazların takılıp çıkarılmasına izin veriyordu ve 90'larda geliştirilen USB standardının öncüsü olarak kabul ediliyordu. Yazılım yükleme yöntemleri açısından da Atari, kaset ve disket sürücülerinin yanı sıra, yazılımlara anında erişim sağlayan ROM kartuşları sunarak kullanıcı deneyimini zenginleştirdi. ROM kartuşları, yükleme sürelerini ortadan kaldırarak oyun odaklı bir imaj yaratsa da, o dönem için büyük bir kolaylıktı.
Atari 400/800, grafik, çevre birimi yönetimi ve yazılım erişimi gibi alanlardaki yenilikleriyle kişisel bilgisayar pazarında standartları yükseltmiş ve modern bilgisayar teknolojilerinin temellerini atmıştır.