Yazar, sanal ve artırılmış gerçekliğe olan ilgisi nedeniyle Apple Vision Pro'ya büyük bir merak duyduğunu belirtiyor. Cihazı duyurulduğu gün denemiş, kendi Vision Pro'sunu satın almış ve hatta en yeni M5 versiyonunu bile test etme fırsatı bulmuş. Özellikle Milwaukee Bucks'ın NBA maçını Vision Pro üzerinden izleyebilmek onu heyecanlandırmış, ancak bu heyecanın yerini kısa sürede büyük bir hayal kırıklığı almış.
Yazar, Apple'ın Vision Pro için ürettiği neredeyse her videoda olduğu gibi, cihazı temelde anlamadığını bir kez daha gösterdiğini iddia ediyor. Bu nedenle, basketbolseverlere veya başka kimseye Vision Pro'yu tavsiye edemeyeceğini belirtiyor. Makale, televizyonda spor yayıncılığının tarihine değinerek, 1939'daki ilk yayınlardan günümüze kadar nasıl evrildiğini açıklıyor. Geleneksel TV yayınlarının, gerçek hayattaki 3D deneyimi 2D bir ekranda yeniden yaratmaya çalışmak yerine, bu yeni ortama özgü bir deneyim oluşturduğunu vurguluyor. Yüzlerce kamera ve karmaşık prodüksiyon ekipleriyle, 2D ekranda akıcı ve sürükleyici bir spor izleme deneyimi yaratıldığını belirtiyor.
Yazar, Apple'ın Vision Pro ile bu 2D TV deneyimini basitçe 3D bir ortama taşımaya çalıştığını ve bunun cihazın potansiyelini göz ardı etmek olduğunu savunuyor. Apple'ın kendi ürününün temel vizyonunu kavramakta zorlandığını ve bu durumun kullanıcı deneyimini olumsuz etkilediğini ifade ediyor. Bu yaklaşımın, Vision Pro'nun sunduğu benzersiz imkanları kullanmak yerine, eski medya formatlarını kopyalamaya çalışmak olduğunu ve bu yüzden cihazın spor yayıncılığı için yetersiz kaldığını öne sürüyor.
Apple'ın Vision Pro için spor yayıncılığındaki yaklaşımı, cihazın potansiyelini tam olarak kullanmak yerine geleneksel 2D TV deneyimini kopyalamaya çalışarak eleştiriliyor.