BJ Fogg'un 2003 tarihli 'Persuasive Technology' kitabı, akıllı telefonların gelecekte hayatımızda nasıl merkezi bir rol oynayacağını ve düşünce ile eylemlerimizi nasıl değiştireceğini öngörmüştü. Nitekim Apple'ın iPhone'u piyasaya sürmesiyle bu öngörü gerçeğe dönüştü. Günümüzde akıllı telefonlar, bilgiye erişim, eğlence ve organizasyon için vazgeçilmez araçlar haline gelirken, ekran başında geçirilen süre konusunda nesiller boyu süren bir endişe hakim. Beş ila yedi yaş arasındaki çocukların bile neredeyse çeyreğinin kendi telefonuna sahip olması ve sosyal medyada vakit geçirmesi, bu durumun ne kadar erken başladığını gösteriyor. Yetişkinler de günde ortalama dört saati aşan sürelerle bu cihazlara bağlı kalabiliyor.
Akıllı telefonların ve sosyal medya uygulamalarının ruh sağlığımız üzerindeki etkileri konusunda akademik çevrelerde hararetli bir tartışma sürüyor. Bazı uzmanlar, bu cihazların çocuklarda kaygıyı, kırılganlığı ve depresyonu artırdığını, siyasi kutuplaşmayı körüklediğini savunurken, diğerleri bu iddiaları destekleyecek yeterli kanıtın olmadığını belirtiyor. Ancak, bu teknolojilerin hayatımız üzerindeki etkisinin derin olduğu ve özellikle sosyal medya kullanımıyla birlikte insanları daha sinirli ve tahammülsüz hale getirdiği yönündeki gözlemler de yaygın. Telefonların hayatımızdaki bu olumsuz etkilerine rağmen, harita, ulaşım ve diğer pratik uygulamaların sunduğu kolaylıklar ve zorunluluklar, insanları tekrar bu cihazlara yöneltiyor. Bu durum, teknolojinin sunduğu faydalar ile bireysel refah arasındaki hassas dengeyi sorgulatıyor.
Akıllı telefonlar, sundukları kolaylıklar ve bağlantı imkanlarıyla hayatımızı zenginleştirirken, aynı zamanda dikkat dağınıklığı, artan kaygı ve toplumsal tahammülsüzlük gibi olumsuz etkilere yol açarak bireysel ve toplumsal refahımızı tehdit ediyor.