Makale, ABD'ye olan teknolojik bağımlılığın artan endişelerini ve bu durumun devletler için ne anlama geldiğini ele alıyor. Özellikle ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi ve diğer ülkelere yönelik tehditleri gibi jeopolitik olaylar, bu bağımlılığın risklerini daha da belirgin hale getirmiştir. Yazar, Kanada örneği üzerinden, dijital egemenliğin sadece siyasi özerklik için değil, aynı zamanda ekonomik kazançların ülke içinde kalması için de hayati olduğunu savunuyor.
Bu bağımlılığın somut bir örneği olarak, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) başsavcısı Karim Khan'ın ABD yaptırımları sonrası yaşadıkları gösteriliyor. Yaptırımlar nedeniyle Khan'ın Birleşik Krallık'taki banka hesapları dondurulmuş ve Microsoft e-posta adresine erişimi engellenmiş, bu da onu İsviçre merkezli gizlilik odaklı bir sağlayıcı olan Proton Mail'e geçmeye zorlamıştır. Bu olay, Avrupa'daki karar alıcılar arasında büyük yankı uyandırmış ve hükümetlerin, kilit kurumların ABD merkezli teknolojilere ne kadar bağımlı olduğunu ve bu bağımlılığın onları ne kadar savunmasız bıraktığını açıkça ortaya koymuştur.
Makale, bu tür hizmet kesintilerinin ulusal operasyonlar üzerindeki kırılganlığını vurgulayarak, dijital bağımsızlık için cesur adımlar atılması gerektiğini savunuyor. Avrupa ülkelerinin, ABD yönetiminden ve Silikon Vadisi milyarderlerinden gelen teknoloji düzenlemelerini gevşetme baskılarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Khan'ın durumu bu bağımlılığın potansiyel sonuçlarını gözler önüne sermiştir. Yazar, ülkelerin hem siyasi hem de ekonomik bağımsızlıklarını korumak adına teknoloji alanında kendi egemenliklerini inşa etmeleri gerektiğinin altını çiziyor.
ABD'nin teknoloji şirketleri üzerindeki etkisi, uluslararası kurumların ve devletlerin dijital egemenliğini ve operasyonel bağımsızlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir.