Ana Sayfa

ABD-İsrail'in İran Saldırısı BM Düzenini Tehdit Ediyor

1 dk okuma

ABD ve İranlı yetkililer, Umman arabuluculuğunda gerilimi önlemeye yönelik görüşmeler yaparken, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a askeri saldırılar düzenlemesi, iki ülke arasındaki uzun süreli düşmanlığı tırmandırdı. Bu eylem, 1945 sonrası dönemde büyük güçlerin Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı kurumlar yerine tek taraflı hareket etme eğiliminin tanıdık bir örneğini teşkil ediyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana uluslararası çatışmalar, ya BM Güvenlik Konseyi aracılığıyla kolektif olarak ya da genellikle "istekliler koalisyonları" adı altında tek taraflı olarak ele alınmıştır. Soğuk Savaş ve sonrasında, ABD ve Rusya gibi küresel süper güçler, rejim değişikliği veya jeopolitik güç dengeleri için ulusal çıkarlarına hizmet eden yöntemleri sıkça benimsemiştir.

Bu bağlamda, ABD'nin İran'daki sözde "haklı savaş" hedefleri dikkatle incelenmelidir. Birleşmiş Milletler, 1945'te İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulmuş ve kurucu belgesi olan BM Şartı, devletlerin toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına özel vurgu yapmıştır. Bu ilkeler, özellikle "tercih savaşlarını" önlemek amacıyla geniş çapta kabul görmüştür. Ancak Güvenlik Konseyi'nin eşitsiz yapısı, vekalet savaşlarının ve şiddetli çatışmaların devam etmesi, uluslararası hukukun uygulanmasının ne kadar dengesiz kaldığını göstermektedir; özellikle de güçlü devletler kolektif mekanizmaların dışında hareket ettiğinde. Washington'ın İran'a yönelik hedefleri ile BM Şartı'nda belirtilen kurallara dayalı uluslararası düzeni zayıflatan mevcut hukuki gerçekler arasında önemli tutarsızlıklar bulunmaktadır. ABD ve İsrail'in ortak açıklamasındaki ilk hedef, vatandaşlarını, egemenliklerini ve topraklarını savunmak olsa da, savaşın başlangıcında İran'ın ABD topraklarına veya müttefiklerine yönelik yakın bir tehdit oluşturduğuna dair doğrulanmış bir rapor bulunmamaktaydı. Bu durum, uluslararası hukukun nasıl yorumlandığı ve uygulandığı konusunda ciddi soruları beraberinde getirmektedir.

İçgörü

Uluslararası hukukun ve çok taraflı kurumların zayıflaması, küresel düzenin geleceği için ciddi sonuçlar doğurabilir.

Kaynak