Ana Sayfa

ABD'ye Bağımlılık Bitiyor: AB Kendi Küresel Gücünü İnşa Ediyor

1 dk okuma

Avrupa Birliği, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ABD'nin eski güvenilir müttefik konumundan uzaklaşması, özellikle Donald Trump'ın NATO taahhütlerini sorgulaması gibi son dört yılda yaşanan krizler karşısında kendi küresel gücünü inşa etme yolunda önemli adımlar atıyor. Amerika'nın iş birliği ve NATO koruması garantisi olmadan AB'nin savunmasız kaldığı gerçeği, güç kullanımında sessiz bir devrimi tetikledi. Bu bağlamda, AB ilk kez üye devletlerin savunma harcamalarını AB çapında borçlanarak finanse etme kararı aldı. Ekonomik eşitsizlikler nedeniyle bireysel ülke harcamalarındaki farklılıkları gidermek amacıyla, kıtanın silah üretim ve tedarik kapasitesini artırmak için 178 milyar dolara kadar fon sağlayacak "Security Action for Europe (SAFE)" adlı bir araç oluşturuldu.

Bu yeni stratejiyle Avrupa, savunma sanayisini koruma altına alarak "Avrupa tercihi" ilkesini benimsiyor. ABD'den silah almanın Amerikan koruması için bir bedel olduğu dönemin sona ermesiyle, SAFE fonlarını kullanan ülkelerden daha fazla Avrupa yapımı silah ve parça tedarik etmeleri isteniyor. Ukrayna'ya sağlanan 107 milyar dolarlık pakette de benzer şekilde Avrupa menşeli silah alımı şartı getirildi. Avrupa ülkeleri, ABD'ye olan bağımlılıklarını azaltma konusunda kararlı. Almanya, yeniden silahlanma bütçesinin sadece yüzde 8'ini ABD menşeli silahlara ayırmayı planlarken, kendi uydu iletişim ağını da geliştiriyor.

En dikkat çekici gelişme ise, Avrupa'nın bağımlılığının temelini oluşturan Amerikan nükleer şemsiyesine alternatif arayışları. Almanya ve İsveç, potansiyel bir Avrupa nükleer caydırıcılığı konusunda Fransa ve Birleşik Krallık ile görüşmeler yürütürken, Polonya ve Hollanda da bu girişime ilgi gösteriyor. Bu adımlar, AB'nin kendi kaderini tayin etme ve küresel sahnede daha bağımsız bir aktör olma yönündeki kararlılığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

İçgörü

Avrupa Birliği, ABD'ye olan bağımlılığını azaltarak ve kendi savunma kapasitesini güçlendirerek küresel siyasette daha bağımsız ve etkili bir aktör olma yolunda tarihi adımlar atıyor.

Kaynak